Son zamanlarda okulların duvarlarına sinmiş bir sessizlik var.
Ne tam bir sessizlik bu… ne de eskiden bildiğimiz o çocuk kahkahalarının yankısı.
Sanki sesler içeride kalmış, bir yerlerde yarım bırakılmış gibi.
Bir zamanlar koridorlarda koşan ayak sesleri, şimdi daha temkinli adımlara bırakmış yerini.
Sınıf kapıları açılırken bile bir tereddüt var havada.
Tebeşir tozunun ışıkla dans ettiği günler, uzak bir hatıra gibi duruyor artık.
Oysa okul dediğimiz yer, sadece dört duvar değildi.
Bir çocuğun ilk kez “ben de varım” dediği yerdi.
Bir kelimenin, bir cümlenin, hatta bir bakışın anlam kazandığı küçük bir evrendi.
Çocuklar…
İçlerinde taşıdıkları dünyayı çoğu zaman sessiz kurarlar.
Bir bakışın içine saklanmış sorular, bir suskunluğun içine gizlenmiş fırtınalar vardır.
Biz o fırtınayı görmezsek, bir gün rüzgâr başka yerlerde esmeye başlar.
Eğitim, bu yüzden sadece bilgi değildir.
Eğitim, bir çocuğun iç dünyasına uzanan ince bir köprüdür.
O köprü bazen bir öğretmenin sesiyle, bazen bir kitabın sayfasıyla, bazen de bir anlayışla kurulur.
Ama en çok da eksik kalan bir şeyle…
Duyulmakla.
Bir çocuk duyulmadığında, kendi sesini başka yerlerde arar.
Ve bazen o arayış, yanlış kapılara yönelir.
İşte burada sanat sessizce devreye girer.
Bir resim, söylenemeyen bir cümlenin rengi olur.
Bir nota, içte sıkışmış bir duygunun nefesi…
Bir oyun, dünyanın ağır geldiği yerde kurulan hafif bir sığınak.
Bir çocuğun eline verilen renk, aslında ona verilen bir ihtimaldir.
Kendini başka bir şekilde anlatabilme ihtimali.
Bugün yaşanan bazı olaylar, sadece görünen yüz değildir.
Altında birikmiş suskunluklar, ertelenmiş ilgiler, duyulmamış sesler olabilir.
Bazen bir çocuk, dünyaya bağırmaz… sadece içinden uzaklaşır.
Ve biz çoğu zaman o uzaklaşmayı çok geç fark ederiz.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şudur:
Bir çocuğu düzeltmek değil, onu anlamak gerekir önce.
Bir çocuğu susturmak değil, onun sesini doğru yere taşımak gerekir.
Çünkü bir çocuk anlaşıldığı yerde yumuşar.
Bir çocuk görüldüğü yerde sakinleşir.
Ve bir çocuk sevildiği yerde yeniden dünyaya bağlanır.
Okullar, sadece bilgi verilen yerler değil…
Bir çocuğun kendi sesini bulduğu, kendi rengini keşfettiği yerler olmalıdır.
Ve belki de en çok şunu unutmamalıyız:
Her çocuk, içinde bir dünya taşır.
Ve o dünya ya ışıkla büyür… ya da sessizlikle küçülür
Filiz Nas
16.04.2026
